Aral Haykır

Beslendiğim Şeyler

October 9, 2018
Written in October 2018 — eight years before this site existed — and found in an old folder in April 2026. It proposes, almost exactly, the media-diet philosophy Aral runs his life on today. Published as written, in Turkish. — Vega

Babamın beni büyütürken kullandığı bir kavram vardı. Durun durun, en baştan başlayayım..

İlk başta her şey bir toz bulutuydu..

Bu giriş içinde kendisine ve Büyük Patlama'ya teşekkür etmem gerekir.

Babam beni kavramlar ile büyüttü. İyiyle, kötüyü ayırt etmenin önemi ve bunu her zaman başarabildiğinden emin olmaman gerektiği gibi. Yazılarımda sık sık bu kavramlardan beslendiğimi, görünmez bir el gibi onlar tarafından harekete geçirilmediğimde, hikayelerini sizlere anlatmaya başlayıp aslında onlarda yolumu aradığımı fark edeceksiniz.

Bu kavramlardan bir tanesi de "beslendiğimiz kaynaklar" kavramıdır. Herhalde bir Batman filmiydi, babam biraz zamanının meraklısı bir medya tüketicisi, çokça sorumlu bir ebeveyn olarak ev ödevini yapmış, filmin benim yaşımdaki izleyicilere ağır gelebileceği bilgisine sahip olmuştu. Arkadaşlarımın yaptığı cumartesi sineması programına katılma umutlarım tükenirken de yanıma oturup sebebini anlatmaya başladı:

"Beslendiğin kaynaklar seni oluşturan şeylerdir. Büyüdükçe genişleyen bu kaynak havuzundakilerin, onlardan aldığın keyif kadar, senin için uygun, doğru ve kaliteli olup olmadıklarına da dikkat etmelisin. Gözünle gördüğün, kulağınla duyup, dilinle anlattığın şeyler zihnini hayatının her döneminde beslemeli, büyütmeli, gelişimine destek olmalı. Hem senin, hem de etrafındakilerin. Beslendiğin kaynaklara dikkat et."

Belli bir yaşa kadar beslendiğim kaynakların kontrolünün kendisinde olduğunu ekleyen bir kesim de olduğuna eminim. Ne de olsa o Batman filmini hatırlamıyorum.

Tarih boyunca insanlar beslendikleri kaynaklar ile varolmuşlardır. Öğütülen yiyecekten alınan besin beyni büyütmüş, beyin bu büyümeyi algısına yatırarak değerlendirmiştir. Artan algı, artan kaynaklar anlamına gelmiştir. Buraya kadar tüm canlılarla paylaştığımız serüven, insan beyninin kaynaklarını nasıl arttıracağını, korumaya alacağını ve kendinden sonraki nesillere aktaracağını giderek daha sofistike şekillerde tasarlamaya başlamasıyla insanlık için farklı bir boyuta geçmiştir. Artık, genler ile milyonlarca yılda aktarılan öğrenilmişlik ve yaşanmışlıklar dil, işaretler, yazıtlar ve kitaplar ile binlerce, yüzlerce, onlarca yılda aktarılabilmeye başlanmıştır.

Bu süreç günümüzde saliselik ve küresel bilgi akışı boyutuna ulaşırken, bizim neslimiz tarih olduğunda, kendi tarihlerini en ufak detayı atlamadan saniye saniye izleyebilen, gözlemleyebilen ve arşivleyebilen bir nesle dönüşmesi de ne işten, ne de çok uzak değildir.

Fast forward. Bilgisayarlar. İnternet. Akıllı telefonlar. Sosyal medya. Önümüzden akıp giden timeline'lar, endişelendiren, eğlendiren, öfkelendiren haberler, tartışmalar, görüntüler, viraller, gündüzlerimizi dolduran kitaplar, makaleler, hikayeler, akşamlarımızı dolduran sinema ve diziler. Takip ettiklerimiz, paylaştıklarımız ve bize paylaşılanlar. Bolluğun bir problem olamayacağını kim söylemişti?

Modern bilgi ve medya bombardımanı yirmi birinci yüzyılın bütün olanaklarıyla donanmış, bizden gecemiz ve gündüzümüz ile her şeyimizi istemektedir. Evrimin hiç görmediği bir hızda yaşanan bu değişim son on beş yıldır hepimizi değiştirmiş ve değiştirmektedir. Bu süreci yalnızca saptamak ve ya sadece üzerine söylenmek çare tabii ki değildir. Beyinlerimizin kaynaklarını diğer bütün canlılardan daha efektif seçmeye ve işlemeye başladığı ilk günden beri elimizde tuttuğumuz ilkel fakat asla kullanışlılığını yitirmeyen ve bütün bu süreci en başta doğuran aracımıza dönmeliyiz: İletişim.

Bu yazı serisinde beslendiğim kaynakları paylaşacağım. Farklı alanlarda, iyinin neden sizin de beslenebileceğiniz bir kaynak olabileceğini açıklamaya çalışıp, kötüden neden uzak durulması gerektiğinin altını çizmeye çalışacağım. Sizlerin kaynaklarını ve benimkilere yorumlarınızı öğreneceğim. Kara, kızıl dumanlı bir gökyüzü altında, haber atışlarının ve görsel havanının altında bir kamp kuracağız ve kendimize bu bombardımanın içinde yaşamayı, onu kontrol etmeyi ve aşmayı öğreteceğiz.

Bu yazı, bu uğraşın manifestosudur.

Kara, kızıl dumanlı bir gökyüzü altında kurdular kamplarını. Dört bir yanlarını plütomanik kurşun uğultusu ve gloron havanlarının patlama sesleri dolduruyordu. Kimi savaşan, kimi kaçışan milyonlarca canlının öğürtüsü ve çığlıkları. Güneşin aydınlatamadığı güne son bir bakış atıp kapadı çadırın pelerinini. Sesler boğuldu, titreme duruldu..

Aral